Kayıtlar

Şubat, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Birbirimize neden ihtiyacımız var?

Resim
Bir mutualizm örneği olan bu hikayeyi daha önce belki bir yerlerde işitmişsinizdir. Ama bu sefer farklı bir taraftan dinleyeceksiniz. Bu hikaye, bulutlara kadar uzanan fasülyenin üzerinde, yapraklarına basa basa ilerleyen Jack adlı bir çocuğun hikayesi. Jack yaptığı solunum sonucu açığa çıkan karbondioksiti ortama verir, buna karşılık fasülyenin ürettiği oksijeni alır. Tam bir kazan kazan ilişkisi. Fasülye, ortamdan su ve karbondioksiti alır güneşten gelen ışık enerjisiyle çeşitli tepkimeler gerçekleştirir ve ürettiği glikozu depolar, oksijenin ise ihtiyacı kadarını kullanır, kalanını atmosfere verir. Jack ise aldığı besinlerdeki glikozu oksijenle yakarak üretilen kimyasal enerjiyi (ATP) kaslarıyla fasulyeye tırmanmak için harcar. Bu stabil düzende atmosferdeki gaz oranının da eşit olması beklenebilir belki ama havamızın %21'i oksijen,  %1'den azı karbondioksit ve %78 kadarı proteninlerimizde ve hatta DNA'mızda bile olan ayrılmaz parçamız azottur.

Uzun kısa hayatlar

Resim
Kraliçe arı olmak zordur. Savaşarak başlarsın hayata. Ama her şeyin bir karşılığı vardır, 6 hafta yaşayan emekçi arıya karşılık 6 yıl yaşamak gibi. Neredeyse ölümsüzlük. "Neden" sorusu çok uzun süre bilim insanlarının sorduğu soru oldu, çeşitli cevaplar verildi. Vitellogenin gibi hayvan ve böceklerde ortak bulunun bir protein tipinin, arı ömrü üzerinde etkilerinin olduğu bunlardan biri. Ama bahsedeceğim bu değil. En son çalışma Arizona Üniversitesinden bir grup yüksek lisans öğrencisi tarafından yapıldı. USDA çalışanları tarafından yapılan,  arılarda bağırsak florası karşılaştırması da bunu kanıtlar nitelikte oldu. Araştırmaya göre arılar arasındaki bu yaş farkı, arılarda yaşayan bazı bakteriler tarafından sağlanıyor. Arı bağırsaklarındaki bu mikrobiyom farklılıkları, aynı DNA'ya sahip olmalarına karşın, arıların yaşam farklılıklarından dolayı kaynaklanıyor.  Hayatının tamamını polen toplayarak değil kovanda geçirmek, arı sütüyle beslenmek, herkesin emrinizde

Bitkiler ne görür?

Resim
Bitkilerin ne gördüğünü araştırmaya ilk olarak baba oğul Darwinler başlamıştır. Darwinlerin yaptığı deneylerin bir kısmının yanlış olduğunu bu gün bilsekte, fototropizmin temelini atmışlardır. Bundan yüz yılı aşkın süre önce, yoğun miktarda tütün yetiştirilen Maryland'in güneyindeki çiftçilerin dikkatini,  tarlalarında tek tük çıkan bir değişik tür çekti. Hiç durmadan büyüyormuş gibi görünen bu tür, 4.5 metre boyuna kadar erişebiliyor, neredeyse yüz yaprak çıkarabiliyor ve ancak don başladığında büyümesi duruyordu. Bitki büyüyordu büyümesine ama pek çiçek açmıyordu. Yani artısı var ama eksiside vardı. ABD Tarım Bakanlığından (USDA) iki bilim insanı bu bitkinin ne zaman çiçek açması, ne zaman tohum vermesi gerektiğini neden bilmediğini araştırmak için işe koyuldular. Bu bitkiyi saksıda yetiştirmeye başladılar. Bu bitkilerin bir kısmını sürekli dışarıda, bir kısmını öğleden sonra ışıksız ortama alarak yetiştirdiler. Deney sonunda az ışık miktarı,  bitkinin büyümesini du

Amerika'nın katil arabaları. HER HIZDA GÜVENSİZ!

Resim
HER HIZDA GÜVENSİZ: Amerikan Otomobillerinin Tasarlanmış Tehlikeleri 1965 yılında hukukçu, akademisyen ve siyasetçi olan Ralph Nader tarafından yazılmış, otomotiv camiasında geniş yankı uyandıran bir kitaptır. Yazar kitabı çeşitli bölümlere ayırmış, her bölümde farklı bir konuyu işlemiştir. Otomobil üreticilerini ürettikleri arabaları yeterince güvenli üretmemekle suçluyordu. Kitap esas olarak Chevrolet Corvair hakkındaki eleştirileriyle bilinir. Birinci bölümde yazar, maliyeti azaltmak için bu araca gerekli olan parçaların konulmadığı, parçaların farklı amaçlarla kullanıldığını ve satıcıların araçlardaki eksiklikleri bildikleri halde müşterilere söylemediklerini yazmıştı. Keza gelecek yıllarda Texas Üniversitesinin yaptığı araştırmalar, 60-63 yılları arasında üretilen Corvairlerin düşük hızlarda bile kontrol kaybına meyilli olduğunu ortaya koydu. Bölüm ikide,  araç iç ve dışlarının parlak metallerle kaplı olmasının, sürücü ve gelen araçtaki sürücünün gözler

Cemre havaya düştü

Cemre ,  İlkbahar  başlangıcında yedişer gün arayla; önce  havada  sonra  su  ve  toprakta  oluştuğu sanılan sıcaklık artışı.  Arapça  olan sözcük  kor durumunda ateş  anlamına gelir. Mina Vadisi'nde Arafat'tan gelecek taşlarla oluşan yığınlara da "cemre" adı verilir. Türk ve Altay halk kültüründe ve mitolojisinde  İmre  (İmere veya Emire) adı verilen cinin neden olduğuna inanılır. İlkbaharda görünüp titrek ışıklar saçarak göğe yükselir. Sonra buzların üzerine düşerek onları eritir. Oradan da yere girer.  Bundan sonra ısınmış topraktan buhar yükselir. Emire baharın gelişini temsil eder. Bulgarlarda Zemire olarak yer alır. Anadolu Türkçesindeki Arapçadan gelme Cemre sözcüğünün aslında bu adın benzetme yoluyla değişmiş hali olduğu söylenebilir. İlk cemre 20 Şubatta havaya ve yedişer gün arayla da toprağa ve suya düşer. Zemre ise Kumuk Türkçesinde nem, buhar gibi anlamlara gelir. Tasavvuftaki kor ve ateş kavramlarının mecazi anlamları vardır. Temizlenmeyi ve yeniden doğu

Ne yersen o'sun

Resim
Biyolojik moleküller Dünyada canlı olan herşeyin canlı olmasını ve canlılığın devamını sağlar. Nesle aktarılan bilgiler, enerji üretimi ve depolanması gibi. Karbonhidrat, Lipit, Protein ve şimdilik bizi ilgilendirmeyen Nükleik Asitler. 1800'lerin başında ingiliz doktor William Proud; sindirim, boşaltım ve böbrek taşlarıyla ilgili çalışmalar yapmış, ayrıca midede sindirime yarayan bir asit olduğunu bulmuştur. Besinleri üç sınıfa ilk kez o ayırmıştır.(Sakarinöz, Olejinöz, Albüminöz) Doktor bunların ne olduğunu tam anlayamamıştı ama yaşayabilmek için bu üç besini ya tüketmemiz ya da sentezlememiz gerekir. En büyük besin kaynağımız Karbonhidratlardır. Şekerden meydana gelirler. En basit şekerlere monosakkarit denir. Glikoz güneş enerjisiyle bitkiler tarafından sentezlenir. Fruktoz glikozdan daha tatlıdır ve değişik şekilde işlenir. Disakkaritler iki monosakkaritin bir araya gelmesiyle meydana gelir. Polisakkarit binlerde monosakkaritin bir araya gelmesiyle oluşur. Deposal olarak n

Amerikan menşeli ama Almanlara $265 milyona patlayan herbisit.

Dicamba 1967'de üretilmiş yabancı ot öldürücü zirai ilaç. Bitkinin büyüme hızını arttırıp yeterli besini alamamasını sağlayıp bitkinin ölmesini sağlar. Araştırmacılar üç kuşaktan sonra ilaca karşı direncin geliştiğini saptamışlardır. En büyük sorunu çok fazla buharlaşıp yayılıcı olmasıdır. Etrafındaki bitkilerede zarar verebilir. Memelilerde; yutulmasıyla orta derecede, dermal maruz kalmayla hafif toksiktir. Deneylerde farelerde bir etki yaratmazken, tavşanlarda üreme, köpeklerin karaciğerinde büyüme sorununa sebep olmuştur. Sucul canlılarda endokrin tabanlı zarara neden olduğu düşünülmektedir. Suda yüksek oranda çözünür, bakteri ekosistemi geniş topraklarda daha hızlı parçalanır. 2016 yılında inceleme altına alınmış,  2017'de daha az uçucu olarak tekrar piyasaya sürülmüştür. (2018'de Almanlar monsanto'yu satın aldı.) Olumsuz yönleri ve korku ne kadar artsada, hâlâ fazla miktarda tercih edilen herbisitler arasındadır.

Cam gibi parlayan meyveler.

Resim
Cam gibi parlayan meyveler. Kütin: (yaprakta kütikula) bitkiye parlaklık veren, albenisini arttıran, her bitkide olmamakla birlikte, su ve gaz geçişini kısıtlayan, mumsu, parlak bazen yağlı madde. Bazı böceklerde de kütikula vardır. Çöl bitkilerinde kalın, su bitkilerinde yoktur. https://t.co/mfFSJJ66MH

Bugünlere beddua

F. S. Mehmet, İstanbulu fethetmiş, Kostantin tarafından hapsedilen keşişleri huzuruna getirtmişti. Birine; "sizi neden hapsettiler?" diye sordu. Keşiş: "hünkarım, muhasara başlayınca bizi çağırdı ve Türkler şehri alabilecekler mi? Diye sordu. Biz de gördüklerimize, okuduklarımıza bakarak, " evet, alacaklar" dedik. "Doğru söylediğimiz için hapsetti. Fakat işte siz bizi teyit ettiniz" dedi. Padişah; "istanbul bizim elimizden çıkarmı?" diye sordu. Keşiş: "hünkarım, bu şehrin düşmanı çoktur. Fakat şu hale bakılırsa şehir uzun süre sizin elinizde kalacaktır, vaktaki sizin aranızda da fesat artar, elinizdeki tarlayı, bahçeyi, evi, şuna buna,  yabancılara satanlar ve yabancılardan medet umanlar çoğalır, işte o zaman bu şehir sizin elinizden de çıkar" dedi. Padişah ellerini kaldırıp "dilerim ki bunlar Allahın gazabına uğrasınlar" diye beddua etmiş, yabancılara toprak satılmasını asla istememiştir. -Osmanlılarda Fazilet Mücadeles

Toprak ana affeder.

İnsan sanayiinin, tekniğin ve ticaretin darbesine maruz kalıp bir anda herşeyini kaybedebilir. Aç kalıp dilenebilir. Fakat toprak ana böyle değildir. Sağmasını bilirseniz toprak, her zaman sağmal bir koyundur. Büyük iskender, bir ihtilâl sonunda tahtından indirilen ve bir bahçede yaşamaya mecbur edilen Sayda kralını ziyaret ederek, bir ihtiyacı, bir eksiği olup olmadığını sormuş. <eliyle toprağı göstererek> "bu ve bunlar varken kimseye ihtiyacım ve hiç bir eksiğim olmadı" diye cevap vermiştir. -Tarım Kentleri kitabı 1951-

Nev'i şahsına münhasır, yaşayan efsane.

Resim
Nev'i şahsına münhasır, yaşayan efsane. Alemden itibaren başka taksona ayrılmayan, yaşamını sürdüren akrabası bulunmayan "Mabet Ağacı"(𝐺𝑖𝑛𝑘𝑜 𝑏𝑖𝑙𝑜𝑏𝑎). Uzakdoğu 'da yaprağı yenir, meyvesi 𝙋𝙧𝙪𝙣𝙪𝙨 cinsi çekirdeklerinde olduğu gibi hidrojen siyanür içerir, zehrlidir. Hava kirliliğine ve hastalıklara en dayanıklı bitkilerdendir. Türkiye 'de bir kaç üniversitenin botanik bahçelerinde bulunuyor. Doğru kullanımda şifalı yanlış kullanımda öldürücü olabilir.

Brezilya neden biyoyakıtın merkez üssü?

Resim
1973 petrol krizinden sonra brezilya hükümetinin uygulanan yaptirimlatdan dolayı Biyoyakıt kullanımını zorunlu kılmıştır. (Flex-fuel yakıtlı araba yapan ilk avrupa markası fiat 147) şuan Brezilya da araçların %87 si, yani 20 milyon kadarı, motorsikletlerin %48i flexible-fuel yakıt türü ile çalişmaktadır. (Bu araçların vergileri daha düşük) Bu sebepten ötürü Brezilya dünyanın neredeyse biyoyakıt araştırma üssü olmuştur. (2000ler)Yakıtları karıştırarak ilk olarak vw gol kullandı (total flex). Bunu gören chevrolet durur mu? 1.8 corsa ile flex pazarına hızlı bir griş yapar. Sonra olanlar olur, renault'u, mitsubishi'si, kia'sı, citroen'i baslarlar flex motor yapmaya. 2009 yılında volkswagen e-flex motorunu polo ile duyurur. Flex motorlar tarihinde bir devrimdir bu, çünkü biyoyakıtlı araçlar 15 derecenin altında çalışamaz bu yüzden flex motorlarda biyoyakıt tankından ayrı ikinci bir yakıt tankı bulunur. (Bu araçların marş sistemlerini bosch yapmıştır.) Vw bunu